31 Temmuz 2015 Cuma

Snowpiercer (2013)

Bu filmi al istediğin yere uyarla aga öyle bir film olmuş.

Al bunu devlet düzenine uygula, al bunu şirketine uyarla. Al yaa al tamamen dünyaya uyarla :D

Filmin esas mantığı benimde savunduğum bir dünyada geçmesi. Küresel ısınmanın etkisi olan küresel soğuma ve mini buz çağı benim öngörülerimle bi 30-40 yıla bizlerle belki o kadar zamanı da bulmayabilir "hele şu temmuza kadar gelmeyen yazı sayarsak"

İklim böyle bişey oldu aga dikkat etmemiz lazım. Mesela ben yakında mevsimler listemden ilk ve son baharı çıkarmayı düşünüyorum o derece yani. Yazı yaşamadı gönlüm hazana kaldı diyemicez son bahar yok :D Mevsim geçişleri yazdan kışa kıştan yaza. Don yan yan don :D

Neyse efendim gün o ki adamın birisi küçüklüğünden beri trenlere takıntılıymış hep böyle manyaklar başımıza bilim adamı olur ya zaten :D Gitmiş çalışmış azmetmiş kendi imkanları ile bir tren şirketi devi yaratmış dünyanın baştan sona dolanan ve kendini tekrar eden bir ray hattı üzerinde de sonsuza kadar çalışabilecek bir tren yapmış.

Filmin en büyük eksiklerinden birisi tren nedir nasıl yapılmıştır esas amacı nedir bu gücün kaynağını neye borçludur. Nükleer ile mi çalışmaktadır kmde ne kadar yakıyor. Piknik tüpü ile çalışır mı hiç açıklanmıyor :D Bir bilim kurgu filminde yapılması gereken bence bunların bir mantığa oturtulmasıdır ki hiç bişey bi mantığa oturmuyor filmde.

Şimdi tren vagon vagon lokomotiften kuyruğa doğru hiyerarşik bir düzen var sanırsın ki hindistanın kast sistemi. kuyruk bölümündeki yolcular bedava alınmış trene diğerleri ise paralı. Tren ekosistemi oluşturulup sonsuz döngü başladıktan sonra buz çağı başlamış kimsecikler dışarı çıkamamış.

Kuyruk kısmına bundan sonra kk dicem :D onlarda istancı canım bizim pkk gibi. Kk lar tren yönetimini elegeçirmek için isyan hazırlarlar kendilerini geliştirirler. bu arada tren hareketinden 17 yıl geçmiş 17 yılda 2-3 defa isyan etmişler ama en organize oldukları bu olmasaydı herhalde adlarına film yapılmazdı diyesim geldi :D Chris evans kaptan amerikamız isyanın yöneticisi. kuyruk kısmından başlayan yolculuğu lokomotife kadar sürdüren o.

İsyan başladığında kazma küreklerle tüfeklere karşı çıkacaklarını sanıyorlardı ama tahmin edilen üzere mermiler bitmiş. İlk ayaklanma başarılı kk dan ilerlerken kapıların esas mühendisini derin uykusundan uyandırırlar kronol diye bi uçucu yanıcı madde bağımlısı mühendisimiz kapıları açma karşılığı kronol ile kandırılır ve yola devam edilir. Kkdakilerin beslenmesi için protein çubuğu veriliyordu onun yapım vagonuna gelipte protein çubuğunun neden yapıldığını görünce isyancı kardeşlerimiz daha da coştu. Bir sürü böcekten yapılıyor. İYİ DE AGA O KADAR BÖCEĞİ NERDEN BULDUNUZ AQ. diye sorarlar adama. saçmalık tamamen hadi dışkı falan dense varya cidden olumlu ve mantıklı karşılıcam ama böceği sen nerden bulacaksın yaa.

Hadi takılmayalım geçelim. KKlar daha da ilerledikçe yaşam standartlarının nasıl arttığına şahit oluyorsunuz. Onca ölü tavuk ve asılmış et gördüm ama arkadaş nezaketen yada inandırıcılık için insan hayvanların beslendiği vagonları da gösterir. Orda hayvanların etinden sütünden bokundan nasıl faydalanıldığı anlatılsa inandırıcılık tavan yapar. Mantık yaa mantık bilim kurguyu mantığa dayandırcan.

Kaptan amerikamız zorlu ilerleyişinde sauna hamam kısmında resmen bir bölüm sonu canavarı ile karşılaştı. saçlarına takıntılı ecük kel aygır gibi abi :D o dövüş hoşuma gitti açıkcası. hele ki orda isyancıların esas başındaki Gilliam'ın has adamı süper jijutsu ustasının eline giren bıçak sahnesine bittim gerçekten hoş sahneydi filmin en iyi sahnesi bence.

Ordaki boss'u da deviren kaptan amerikamız son kapıya dayandı. kapıların açan mühendisimiz ise son kapıyı açmaktansa gel dışarı kapısını açalım katerina köprüsünden geçerken baktım cidden bak uçak enkazının sadece kuyruğu görünürken şimdiyse kanatları bile görünebiliyor cidden bak karlar erimeye başlamış yaşarız dışarda cidden derken lokomotif kapısı açılıp bizim mühendisi vurdu hain karı :D pardon üslubumuzu bozmayalım ben şahsen mühendisi seviyordum.

Lokomotife ulaşan kaptan amerikamız Esas makinistten herşeyi yapan adamdan bu ayaklanmaların popülasyonu dengede tutmak için gilliamla ikisinin ayarladıklarını falan bahsetti ki bence en saçma durumlardan birisi de bu. Arkadaş o kadar post apocaliptik film izledik hiç birisinde böyle bi popülasyon kontrolü yok ayarlı isyan ve ölümler. Tamam öldürürsün ama bunu bilinçli yaparsın yada doğumu engellersin şu an çinde ikinci çocuk yasak. Al sana popülasyon kontrolü.

Bu olaylar olurken mühendisimiz ölmemiş ve kapıyı uçurma çalışmalarına hız vermiştir :D yaralı yaralı ayağa kalkamayan adam kaptan amerikanın bossu ile dövüştü yaa. olaya bak dediğim sahne. Sonunda kapıyı havaya uçurdular ancak Çığ ile tüm tren raydan çıktı devrildi savruldu içinde yaşayan onca insan felak oldu ve buda bize gösterdi ki isyanın sonu budur :D

Son sahnede mühendisin kızı ile çalıştırılan küçük esir çocuk karlar arasında yürümeye başladı ancak dağın ortası aga nereye gidecek onca insan :D Böyle saçma bir son olamaz bence oradaki herkes ölür. İsyanın sonu budur. Ayrıca arkadaş zaten herkes ölmüş bak dünyadaki sen o trene bedava alınmışsın neden isyan edersin dışarda kalıp ölseydin daha mı iyiydi :D

İnsanlar sizin onlar için neler yaptıklarınızı anlamazlar ta ki siz yapmayı bırakana kadar.

Bizde de isyancılar böyle bedava elektrik su kullanır onların faturasını başkaları öder. Sırtlarını devlete yaslar sonra devlet bize bakmir derler.

Neyse yaa alıp buraya uygulamayalım. Orda tren parçalanıyor isyancılar yüzünden bence herkes ölüyor.

Sonuç bence puanını hak etmeyen bir yapım sadece isyancı duyguları kuvvetlendirdiği için zayıf insanların duygularına hitap ediyor. Evet bence kişiliği zayıf insanlar isyan eylemindedirler galeyana gelirler. Akıllı ve güçlü insanlar ise mantığı ile hareket edip persfektif alır.

Hikayesinde boşluklar yok ancak mantık hataları ile bezenmiş bir bilim kurgu. Bence sana puanım beş kanka :D

22 Temmuz 2015 Çarşamba

The Words (2012)

Her gün bir film hakkında yazmamdan sıkılıyor olabilirsiniz. Yada sohbet havasında geçen yazılarımı okurken kimdir Murat'ı anlıyorsunuzdur. Ben hoş sohbet birisi sayılmam aslında. Bu durum asosyalliğimden gelir. Çok sevmem dışarıda olmayı milletle takılmayı kalabalık ortamları. Hele ki o kalabalık ortamlar yok mu? Bir grup gibi görünüp herkesin kendi monoloğunu yaptığı herkesin aslında kendini anlattığı kendini dinlediği ah o ortamlar. Ben yalnız takılırım hayatta iki elin parmaklarını geçmez dost dediklerim. Belki de kendimi bişey sanıyordumdur bu durum sizin için de geçerlidir.

Kimse kimsenin iç dünyasını bilemez. Ben şu yazıyı yazıyorum ama içimden geleni mi anlatıyorum yoksa hoşunuza gideceğini düşündüğüm şeyi mi? Kim bilebilir.

Aslında bu filmde onu anlatıyor biraz. Filmi bana askerlik günlerimde bitanecik ilkim ve sonum sevgilim önermişti. Bu film güzel sıkılırsan izlersin demişti.

Ben filmi açıkcası ertesi gün indirdim bir beş dk filan izledikten sonra kapattım. Bu filmi çok sıkılırsam izleyim dedim. Ve işte o gün bugünmüş. İnternet hızımda yaşadığım bir sorundan dolayı sadece yarım mbps hızım var ve internete bakmak çok büyük sıkıntı şu an. Hatta yazmak için girerken bile neredeyse 2-3 dk sayfanın açılmasını bekledim.

Hadi gevezeliği geçip filmimize geçelim. Clay başarılı bir yazar. Kitabı için düzenlenmiş bir gecede kitabından bir bölüm okuyor. Chapter 1 Rory kitabının yayınlanmasından sonra kavuştuğu ün, şöhretle lüks bir restourantın kapısından çıkar. Yaşlı bir amca onları öylece seyreder. Peki nasıl oldu da bu kadar meşhur oldu? Daha bundan beş yıl önce Rory tüm hayatını bi kenara bırakıp yazmaya karar vermişti. Tabi en büyük destekçisi onu seven Dora'ydı. Özeniyormuş diğer yazarların hayatlarında çektikleri sıkıntılara. Kirayı bile zor ödemeye. En zorlandığı zamanlarda kendisini babasının yanında alıyordu. Babası hayal kurduğunu söylese de yine oğluna kıyamayıp yazıyordu bir çek.

Rory hem yazarlara editörlere yakın olmak hemde geçimini sağlayabilmek için bir yayın evinde işe girdi. Biraz tanındıktan sonra hikayesini değerlendirmek için onlara sundu. Aradan bir hayli zaman geçtikten sonra red cevabı aldı. Üzüldü ama yapacak bişey yoktu. Dora ile evlenip balayına Parise gittiler. Orda antika eşyalar satan köhne bir dükkandan (şunu farkettim geçen yazımda da köhne demiştim dimi :D ) eski ama insanın içine sinen bir çanta aldı. Balayından sonra eve geldiklerinde çantayı kurcalarken içinde yazılmış bir hikaye buldu. Hikayeyi okudu ve o hikayeyi düşünmeden edemedi. Hikaye öyle yazılmıştı ki adeta o durumları yaşamıştı. Güzel kitaplar öyledir. Rüzgarın teninize dokunduğunda üzerinde gezen kadifemsi hissi bile yaşatır size. Rory kitabı saplantı haline getirdi. Sonunda dayanamayarak hikayeyi bilgisayarına olduğu gibi tamamen aynısı aktardı.

Bir gün işten geldiğinde Dora boynuna sarılarak normalde hiç onun hikayelerini okumadığını ancak bilgisayarı açık kaldığı için şöyle bir baktığını ancak bitirmeden rahat edemediğini hikayesinin çok güzel olduğunu ona tekrar ve tekrar aşık olduğunu kendisinden hep böyle bir hikaye beklediğini ve buna inandığını söyledi. Al işte yaa şimdi Rory nasıl desin hikaye benim değil diye. Ben olsam derim gerçi de o zaman film olmaz :D o yüzden benim hayatımdan film olmuyor. Düz adam sabri işte nolcak. Rory Dora'nın gözlerindeki o ışıltının büyüsüne kapılıp, onun verdiği tavsiyeyle yayımcıya hikayeyi gösterdi. Vermesinin üzerinden uzun zaman geçtikten sonra aniden çağırılıp yayınlanacağı haberini aldı. Kitap yayınlandı Rory çok meşhur oldu söylevler toplantılar adına davetler düzenlendi.

Ne vardı kitapta esas konu nede olsa bu kitap. Kitap yaa kitap. Kitap işte o yaşlı adamın gençliğinde yaşadığı bir kesiti anlatıyordu. Yaşlı adam genç iken askere alınmış ve parise savaş için gönderilmiş. Askeriye işte savaştan başka ne kadar kötü iş varsa yapmış. Lağım kazmış falan filan onca boktan iş yani. Askerde hayatını bence değiştirecek olan adamla tanışmış ona bir kitap vermiş ve okumasını söylemiş. Kitabı okuduktan sonra adam daha da açıkmış kitaplara. Okudukça okumuş. Kitabı veren adamla bir kafede otururken garson kız belki de amerikan askerlerini sevmediği için gelip bunlara kıza kıza birşeyler söyledi. O hayatını değiştiren adam kız sana aşık oldu git peşinden dedi :D Bakın mesela bundan sonra olacaklar kız ile adamın arasında geçenler ve kızın adamı nasıl etkilediği ile ilgili ama bana soracak olursanız adamı etkileyen kız değil kitap veren adam :D

Genç adam ve garson kız baya güzel zamanlar geçirdiler. Zaman işte ayrılık vakti geldi, genç adam terhis oldu.

Amerikada bir kaç işte çalıştıktan sonra. Yazmaya karar verdi ama hiç doğru kelimeleri bulamıyordu. Öyledir yazmak. Ya hayatta hiç eksiğin olmayacak ki yazacaksın. Yada hayatta hayattan başka kaybedecek şeyin olmayacak ki yazacaksın. Genç adam bu durumun farkına varıp atladı geldi parise.

Cecilla ile evlendi. ingilizce gazete çıkaran bir yayın evinde işe girdi ve kalemini düzeltti. Bir kızları doğdu ancak bebek hep ağlıyordu. susmak hissinden bihaber sürekli ağlıyordu. Hastaydı. onu iyileştirmek için onun acılarını dindirmek için genç adamın elinden hiç bişey gelmiyordu. Sadece bağrına basıyordu evladını. Farkında değildi evladının son sıcaklığını hissettiğinin. Bebek nur olup gitti sonra. Annesinin sanki aklını da götürdü yanında. Öyledir annelik işte. Genç adam bir gün eve geldiğinde cecillayı evde bulamaz. Bir mektup bırakmış annesinin yanına gitmiş.

İşte herşeyin başlangını dedim ya yazmak için herşeyi kaybetmek gerek. Genç adam mektubun arkasından başladı yazmaya ve kelimelere döktü yaşadıklarını. Gerçek yazarlar için durum böyledir. sen düşünmezsin kelimeler süzülür parmaklarından. Sende şaşarsın ben bunu nasıl yazdım diye. İki haftada koskoca hikayeyi bitirdi. Cesaretini toplayıp Cecillayı görmeye gitti geri dönerken hikayesini orada bıraktı. Cecilla hikeyeyle birlikte genç adama dönerken hikayenin içinde bulunduğu çantayı trende unuttu. Bazen anlatımım tatsızlaşabiliyor kusura bakmayın yazı çok uzuyor diye kısaltıyorum. Kısa olan şeyler ise her zaman tatsız gelir bana.

Hikayesinin trende unutulmasına bozulan genç adam sanki kelimeleri kızdan daha çok sevmişcesine bir gün ansızın terk etti Cecillayı.

Hikayeyi tabi ki bu kadar anlamamızın faydası yaşlı adamın bir gün bankta Rory'ye hikayenin aslında kendinin olduğunu anlatması ile öğrendik.

Clay birinci bölümü okumasını bitirdi :D mola verdi ve kitap sunumunda ikinci bölümü okumaya hazırlanırken Daniella adında güzel bir kız dikkatini çekti. Yaşlı adamların hep dikkatini çeker güzel genç kızlar. Onlarda kaybettikleri gençliklerini bulurlar bence. Neyse Clay kitabının ikinci bölümünü okumaya başkar sunumda.

Chapter 2
Rory gerçeklerin sahibini öğrendikten sonra gerçekleri saklamalı mı yoksa açığa mı çıkarmalı ikilemini yaşar. İnsanlık işte dayanamaz ve Doraya söyler. Dora o an yıkılır. Niye böyle büyük tepkiler veriyorlar ben hiç anlamam. Galiba azıcık sosyopatlık var bende. Böyle büyük duygusal tepkiler hep abartı geliyor yada yapmacık bana. Neyse yayın evine de bahsedince Rory editör bunu kesinlikle yapmamasını kendisi ile onu da yakacağını ne istiyorsa yaşlı herife vermesini doğru olanın bu olduğunu anlatır.

Bu kısmı biraz kısa kesicem baya uzadı yine okumuyorsunuzdur muhtemelen ama okuyorsanız da tadını kaçırmayım. Rory ihtiyarı buldu ve ona onun adıyla yayınlancağını filan söyledi ihtiyar ise doğru olan şey sadece onun gerçekleri bilmesini istediğini söyledi. Hikaye hakkında hiç bir talepte bulunmadığını sadece insanların hayatlarında yaptıkları yanlışlarla yaşamaları gerektiğini söyledi.

Bu esnada Cecilladan da bahsetti. onu amerikada bir tren istasonunda görmüş. Yanında kocası ve çocuğu da varmış. İnsan öyle bişey görse hem sevinir hem üzülür herhalde.

Clay okumasını bitirdikten sonra Daniellayla tekrar buluştu ve onu evine davet etti. Daniella da yazar olmak için uğraşan yüksek lisans yapan bir kız. İllaki hikayenin sonundaki sonrayı öğrenmek için Clay'i evde sorular ile sıkıştırdı. Clay sonrasını anlattı. Ben birazını Chapter 2'nin içine kattım yazı uzamasın diye diyerek arkasına sığınmayım azıcık konuyu dağıttım ondan :D Neyse sonrasında Rory acaba Clay miydi diye sizi bir ikilemde bitirerek son buluyor film.

İnsanı gerçekten içine çekense bu soru. Rory'nin başından geçenleri mi anlatıyordu yazar yoksa yaşlı adamı milletinde bilmesi için kendini mi Rory yapmıştı bu son kitabında?

Ben seviyorum böyle kurgusal iç içe geçişleri. Film benim anlatımım kadar kötü değil :D izlerseniz eğlenirsiniz. Eğlenceden kastım gülümseme değil. Her gülümseme eğlence olmadığı gibi her eğlence de gülümseme değildir...

Teşekkürler...

21 Temmuz 2015 Salı

The Normal Hearth (2014)

Merhaba yine ben :)

Öncelikle şunu söylemek isterim ki ben film izleyeceğim zaman filmin konusuna içeriğine senaryosuna siz ne derseniz fragman vb. yani ipucu verebilecek hiç bir yazı, video tarzı içeriklere bakmam. Sadece türüne ve oyuncularına bakarım.

Sinemanın iyisi yada kötüsü sıralamasına inanmam. Her iyinin içinde bir kötü her kötünün içinde bir iyi vardır. Feng shui felsefesi miydi bu diye sanki bilmiyormuş gibi yapim mi :D yok yok oydu biliyorum. Bu da ne güzel bir kavram yaa al vallahi herşeyin içine koy. 

Gel gelelim filmimize. Filmimizin oyuncu kadrosu beni kendine çekti Mark Ruffalo, Taylor Kitsch,
Julia Roberts, Jim Parson gibi baya sevdiğim insanlar var. Dedim ki bu film izlenir arkadaş.

Filmimizin başlangıcında Mark abinin (Ned) kıvırarak bir partiye girişinde ulan noluyoruz filan diyor insan. Beklemiyor yani Yeşil Devden :D Başrolümüz Ned bir gay ve girmiş olduğu toplulukta da hepsi gay. Bu arada filmimiz 1980lerde geçiyor. Partilerde gay seks partileri çılgınca eğlenmeler falan. İçki azgınlık gırla. Gayler birbirleri arasında oldukça rahatlar ve hislerini saklamıyorlar. Bu arada kızlardan daha duygusal olmaları acayip gülünç geldi bana :D Bilmiyorum hetero bir erkek olduğum için midir empati yapamadığım için midir bu filme karşı bakış açım biraz sert olabilir :D 

Bence homoseksüellik sağlıksız bir durum. Dini siyasi toplumsal tüm baskısal durumların arkasında ben duruma biraz sağlık açısından bakarım arkadaş. Yaradılıştan gelen bi takım özellikler var yaa. Dur bi düşün organların görevleri ne? Diyebiliyor musunuz ben bugün burnumdan yemek yicem diye? Bence homoseksüellik doğuştan gelen değil sonradan psikolojik yada hormonal dengesizlikten oluşan bir durum. Herkese bir erkeğe bir erkek çekici gelebilir. Yada bir kadın bir kadından etkilenebilir. Bunu dile getirebilir. Gerçekten çok sevebilir. Ama sevgi ile cinsellik aynı şey değildir. 

Off girmeyim bu konulara ayrıldıkça ayrılır bölündükçe bölünür konu. Bide onların bakış açısından bak diyenler çıkar ben işi başka boyutlara taşırım. Sürer gider bu tartışmalar. Hayatta en güzeli aslında yargılamadan düşüncelerini paylaşabilmek. Benim düşüncem bu arkadaş!

Filmde Aids'in yeni yeni dünya sahnesinde popüleritesini arttırdığı zamanlar konu alıyor. Gayler arasında yavaş yavaş arkadaşlarını kaybediyorlar. Ned'in şu zamana kadar doğru düzgün bir ilişkisi olmamış. Ulan çirkin gayler arasında da çirkin. Hepsi kaslı fizikli bizimki kısa boylu sadece bir omuz var. Hemen değiniyim filmin sevmediğim diğer kısmı ise bu oldu gayler acayip yakışıklı dediğimiz tipler olurken lezbiyenler"bi iki tane görülüyor sadece" öyle böyle değil çirkin kızlardan seçmişler. Bu algı yıkılmalı esas arkadaş :D Gaylere gay lezbiyenlere lezbiyen bakış açısı değil de yakışıklı ise gay çirkinse lezbiyen olur algısı esas insanları fiziken yargılamaktır. Bence yanlış olan budur. İnsanın elinden bişey gelmez. İnsan elinden bişey gelmeyeceği konularda yargılanmaz. Değişebileceği konularda değişmelidir.

Ben niye hep böyle uzun yazıyorum yaa. Millet okumayacak sıkılacak. Neyse Ned gayler arasında artan aids vakaları ile ilgili bilinç oluşturmak için bir topluluk kurar. İşin henüz şakasında oldukları için birazda aralarında en yakışıklı ve en popüler olan Bruce'u başkan seçerler. Al işte yine yakışıklılar bir adım önde :D Asıl kurulma amaçları gayliği topluma kabul ettirmekken bir anda aids vakalarının artması üzerine artık çalışmalar bu yönde ilerlemeye devam eder. Ned bir yazardır ve bu konu hakkında çok sert yazılar yazmakta toplumun dikkatini çekmektedir. Bu kadar asi bir gay de alışılagelmiş değil nedense :D Ani öfke nöbetleri geçirip sonradan kırıtarak özür dilemesi beni açıkçası gülümsetti :D Ned bu ölümleri engelleme çabası esnasında Newyork times'da çalışan Felix ile ilişkiye başladı. Kader mi dersiniz senaryo mu Felixde bu hastalığa yakalandı ve yavaş yavaş Ned'in gözleri önünde erimeye başladı. Ned bunu durdurmak için daha da agresifleşti. Aids çalışmalarını köhne bir hastanede yürüten Emma(julia Roberts) bu durumun araştırılması ve çözüm bulunması için Amerikan sağlık örgütüne defalarca bütçe başvurusunda bulundu ama sanki Amerikan hükümeti gaylerin ölmelerine gözyumuyor gibi her defasında işi yavaştan alıyordu. Bu bir çeşit gay infilak hareketi miydi? Yoksa bunu sadece gayler mi böyle algılıyordu? 

Hayat öyledir zaten size kötü bişey olduğu zaman hemen durumu bireyselleştirir aşırı tepkiler veririz. Gayler de öyle yaptı biz heryerdeyiz der gibi çalışmalarını arttırdı. Ezilmişliğin verdiği azimle çalıştılar sonuç :D yıl 2015 herkes ben gayin diye yürüyüş yaptı. Yer:Türkiye. Tabi herkesin kendi bakış açısı. Film aslında o kadar iyi işlenmiş o kadar oyunculuk iyi ki "Mark abi dışında bence o biraz abartmış aşırı kıvırtıyordu" benimde şu an çıkıp hepimiz gayiz bunu onlara neden yapıyorlar demem lazım. Ama durum öyle değil bilinçli olmak lazım. Her ezilen beni eziyorlar diye çıkar beni anlayanların yanına gidicem derse bu iş olmaz. Dünya birleşmekten çok ayrışan bir yer olur. Seni eziyorlarsa kendini kabul ettir arkadaşım. Bu benim görüşüm ama içinizdeyim ben hayatı böyle yaşamak istiyorum de. Ama bunu derken başkasının özgürlüğünü kısıtlama başkasına zarar verme. Yine dağıldı...

Çok fazla uzatmayım filmin aslında ana mantığı güzel aids'e karşı farkındalık yaratma çabası içerisinde ama bunu eşcinsel sever şekilde yapması bence olmamış durum daha da iyi şekilde anlatılabilirdi. Belki de sansasyon yaratmak istediler bilemiyorum. Belki de yarattılar. Belkide bu filmin ana konusunu aidsle mücadeleden çok gayliğin savaşı olarak algılayanlar 2015 yılında onlarca yürüyüş miting yaptılar. Yani başardılar bilemiyorum. Ama ben sevmedim. İzlenebilir mi? izlemeniz bence zaman kaybı olur ben çoğu yerde sıkıldım neler olacağını tahmin ederek izlediğim filmleri sevmiyorum. Oda ölecek oda ölecek dediğim kişiler teker teker öldü. Sonuç: Zaman kaybı...

19 Temmuz 2015 Pazar

Planet Of Apes (1968)

Merhabalar arkadaşlar

Biraz önce serinin üçüncü filmi olan escape from the planet of the apes'i izledim. Filmin ilk üç filminden de size biraz bahsederek bu bölüme geçmek istedim. Öncelikle eğer son zamanlarda çıkan Planet of apesleri beğenmişseniz kesinlikle 1968-70-71-72-73 yapımlarını da izlemenizi tavsiye ediyorum.

kimileri yeni filmler ile eskileri arasında çok bağ olmadığını savunsa da bence bağlanma noktaları var. Öncelikle 1968den başlayalım. Bir uzay araştırma gemisi uzayda kaybolarak yeni bir gezegene zorunlu iniş yapar. yaşam şartları dünyadaki ile aynıdır. Mürettebattan üç kişi hayatta kalarak yaşam koşulları oluşturabilecekleri bölgeler ararlar bu esnada ne hikmetse önce bir ot ile başlayıp giderek artan sonunda da insanla karşılaşacakları canlı keşfetme serüveni başlar :D hakkını vermek lazım burası gerçekten komik ot bir oluyor gidiyorlar iki ot oluyor filan :D Neyse suyu bulup birden anadan üryan yüzmeye başlıyorlar. Arkadaş astronotların ne mezhebi genişmiş dedim. Astronotlara özenirdim o hallerini görünce kalsın anam kalsın dedim. Elbiseleri insanlar tarafından çalınır ve bunu farkederler ve insanla da tanışmış olurlar. İnsanlar ilkel yaratıklardır.

İnsanları anlamaya çalışırken insan avına çıkmış maymunlar tarafından baskına uğrarlar. yakalanırlar tayfadan tek saylam kişi Taylor kalır. Taylor'ı kafese kapatırlar diğer insanlar gibi. Taylor yakalanırken boğazından yaralandığı için ilk başlarda konuşamaz ama diğerlerine göre daha zeki olduğunu hareketleri ile gösterir sonunda dayanamaz ve onu inceleyen maymun Zira'nın elinden kalemi alır ve Benim adım TAYLOR yazar. Maymunlar ŞOK :D  tabi bunu başta diğer maymunlar ile paylaşmadan önce Taylorı iyice denerler izlediğinizde de farkedeceksiniz o kadar boş muhabbetler dönüyor ki. Bir insan öyle bir evrende olup nasıl o kadar boş sorular sorar. Arkadaş astronutsun sen yaa ne eğitimler alıp gidiyorsun uzaya. Normalde astronotlar psikolojik olarak üstün insanlardır. Sen ben gibi insanların karşılaşacağı korku uyandırcak her durum için eğitimlilerdir. Ölüm anında bile çığlık atıp kendini kaybetmez. Ama burada öyle değil o benim çok garibime gitti :D uzay programlarının daha başı olduğu için galiba astronotlar çok kalifiye değilmiş.

Yalnız yazı baya uzun oluyor sizi sıkmamak için azıcık hızlandırıcam :D Taylor'ı incelemek için maymunlar birliği konseyi kuruluyor zeki olduğunu kanıtlamak için. Öğretmen olduğum için direkt aklıma eğitim bilimleri geldi gelişim psikolojisinin neredeyse tüm kuramlarını bulmak mümkün.

Şempanzeler barışçıl ve bilimsel. Orangutanlar dinsel ve bilimsel. Goriller ise askeri ve savaşçı olarak modellenmişler. Goriller insanları yok edip maymun egemenliğini arttırma düşüncesi içerisinde. Geçmişi tam anlamıyla bilen tek orangutan ise gorilleri destekleyerek bu düşünceyi gerçekleştirmek istiyor. Kutsal kitaplarının karanlık kesimlerinde yazanları yalnızca kendisi biliyor. Yani önceden insanların zeki maymunların vahşi olduğunu. Arkadaş tüm bunların farkındasın bu insan da tüm bunları tersine çevirecek tüm imkanlar varken öldür gitsin insanı dimi niye uzatılıyor ki :D hayatta her sorun insanların bu paylaşımsızlığından oluyor bence.

Düşünce paylaşmak kadar açık olmak kadar güzel bişey var mı yaa :D de ki bakın maymun kardeşlerim bu insanlar önceden böyle böyleydi sonradan biz onları geçtik. ama yok illaki filmde bi sosyal mesaj verme çabaları. insanlar büyük savaşlarla kendilerini yok etmeye başladılar son savaştan sonra iyice ilkelleştiler filan. ha bu arada ilk başlarda başka bir gezegene indiklerini zannediyorlardı. Oysaki yaşanan zaman kırılması ile 3900lü yıllara yapılan bir sıçramaymış. Yani indikleri gezegen yine dünya. Neyse Taylor insan direnişi gerçekleştirerek ve Zira ve Ziranın kocası arkeolog Cornellius'u alarak arkeolojik kazı alanındaki bulgulardan önceki insanların zeki olduklarını kanıtlar ancak Orangutan kardeş hala ve hala Taylor'ı öldürme peşindedir. Ulen sen kimle dans ediyorsun maymun kılıklı karşında insan var ince motor hareketleri senin bir milyon katın :D kıvrak bir hamle ile Orangutanı rehin alır. ve kendini rahat bırakmaları koşulu ile serbest bırakır ve kendi yoluna devam eder. En son karaya vurmuş özgürlük anıtını gördüğünde ise düştüğü yerin gerçek dünya olduğunu kendi gözleri ile görür ve yıkılır.

Filmi çekim yılı ile değerlendirmek lazım. Kostümler gerçekten güzel sadece ağız hareketleri insanı biraz rahatsız ediyor ve maske hissini çok arttırıyor. Aksiyon sahneleri o yıllarda daha başarılı filmlerin olduğunu göze alırsak vasat kalıyor. Senaryosu ise ne bilim ya o zamanlar gerçekten beklentileri düşük tutmak gerekiyormuş. bence bu filmi izledikten sonra insanların 40 yılda senaryo konusunda ne kadar geliştikleri o kurguyu nasıl verdikleri daha iyi ortaya çıkıyor dicem de aynı yıllarda star trek var adamlar 40 yıl öncesinden tableti filan öngörerek yazmış onlara haksızlık olur bunun senaryosuna iyi dersem :D yani düşünce güzel ama diyaloglar filan olmamış be insanı sıkıyor.

Bu kadar boş konuşmaya peh diyor insan öyle bir dünyada bula bula bu konuları mı buluyorsunuz konuşacak :D

Yine uzun yazdım yaa ilk filmle konuyu kapatalım bari daha da uzamasın üçüncü film için başlayıp ilk filmde kalmakta biraz garip oldu. Bu yazı açıkça söyleyim bana çok sarmadı. Geçmişe yönelik yazmak zorunda kalmasaydım da keşke teker teker hepsinden yazsaydım. Yada ulan bu film serisini hiç yazmasaydım :D

Ama bu gün ki planet of apeslere katkısı olan filmler olduğu için izlemek güzel. Sıkıldıysanız özür dilerim yaa gerçekten bakın içime sinmedi ama o kadar da yazdım yayınlamasamda boşa gidecek. Dur başlığı değiştirim ilgi çekici bişey olmasında millet okumasın.

14 Temmuz 2015 Salı

Another Earth (2011)

Hadi bakalım Bismillah diyerek ilk eleştirimizi yazmaya başlıyoruz.

Biraz önce bitirdim bu filmi ve evet gerçekten izlenmesi gereken ufuk açan bir film ama içerisinde yanlışlıklar da yok değil. Öncelikle şunu belirtmek isterim ki filmi izlemeden önce sakın benim yazılarımı okumayın çünkü içerikle ilgili ağır ipucu(spoiler) içermektedir.

Film bir uzay olayıyla başlıyor dünyadan yeni bir gezegen görülmeye başlıyor ve o gün o görülmeye kendi kaptırmış olan ana karakterimiz Rhoda (Brit Marling) araba kullanırken bu görüntüye kendini kaptırıp kırmızı ışıkta duran ve ailesiyle mutlu olan John (William Mapother)'un arabasına çarpar ve bu kazada John'un karısı ve oğlu hayatını kaybeder.

Rhoda 4 yıllık bir hapis hayatından sonra çıkar ve hayatında çok şey değişmiştir. kazadan önce MIT'e girecek kadar zeki bir kız olan Rhoda şimdi kimseyle görüşmesinde gerek kalmayacağını düşündüğü için hademelik yapmaktadır. Kazadan sonraki pişmanlıkları için John'dan özür dilemeye gider ve farkeder ki John ondan daha beter haldedir. Başarılı bir müzik profesörü olmasına rağmen herşeyden elini eteğini çekmiş perişan bir içki müptelası olmuştur. Bunu gördükten sonra ona yardım etmeyi düşünür. Kendi içinde kendini de affettirdiğini düşünüyordu bence. Kendini temizlikçi olarak tanıtarak önceleri evini temizlemeye başladı sonra hayatını yavaş yavaş düzene sokuyordu.

Bu sırada da bilim adamları siyasetçiler ve ordu diğer dünya ile iletişime geçme fikri içerisindeydiler bir gün halka açık bir yayınla diğer dünyayla telsiz bağlantısı kurmaya çalıştıklarında diğer dünyanında kendileri ile bağlantı kurmaya çalıştıklarını farkettiler. diğer dünya aslında tıpkı bu dünyaydı iletişim kurmaya çalışan kişi bile aynıydı yani aynı olaylar oluyor aynı hayatlar yaşanıyordu. Bağlantı çok sağlıklı olmadığı için olacak bir uzay firması diğer dünyaya mekik göndermek için gönüllüler aramaya başladı. Rhoda da içerisinde bulunduğu boşluktan dolayı başvuru yaptı ve kabul edildi.

Rhoda gitmeden evvel Johna gerçekleri söyleyerek rahatlamak istedi. John buna hazır değildi yeni yaşamında Rhodaya bağlanmıştı ve hayatındaki tek suçladığı kişi olan karşı aracın şoförünün Rhoda olduğu gerçeğini öğrendiğinde çılgına döndü ve onu kovdu. Rhoda uzunca süre düşündükten sonra tvde yakınlaşmadan dolayı yaşamlarda kırıklar olabileceğini önesüren bir felsefe programı dikkatini çekti ve o kazanın belki de diğer dünyada yaşanmamış olacağını ve Johnun eşi ve çocuğunun diğer dünyada yaşayacağı düşüncesiyle hemen Johna koştu. Davetiyeyi Johna verip onun programa katılmasını ve diğer dünyaya gitmesini sağladı. Rhoda birgün işten eve dönerken kendi evinin garajının önünde kendini bekleyen kendini gördü ve film burada bitti.

Şimdi benim anladığım diğer dünyada kırılmadan ötürü o kaza anı yaşanmadı ve hayatlarına ikisi de normal olarak devam ettiler. Eğer durum buysa insanın aklına iki şey takılıyor birincisi. Kaza olmadıysa Rhoda başvurusunda yeni kıtaların keşfinde ilk olarak suçlular mahkumlar deliler ve yetimlerin kullanıldığı yani kendisi gibi hayattan beklentisi olmayanların katıldığını anlatan bir deneme ile katılmıştı ve bunun beğenilmesi üzerine seçildi. Eee kaza diğer dünyada yaşanmadıysa neden Rhoda seçildi?

İkincisi ise John aldı başını gitti diğer dünyaya eee diğer dünyada eşi ve çocuğu yaşasa bile John da yaşıyor. Siz sizin gelip sizin eşinizle çocuğunuzu sahiplenmesine göz yumar mıydınız?

Bence bu iki sorunun cevabı ya ikinci bir film çekilerek yazarın dünyasında çözümlenmeli yada filme ben bu hali ile senaryosu uyumsuz derim kardeşim :D Ama şunu söylemeden edemeyeceğim filmin müzikleri ve efektleri gerçekten güzel. Müzikleri ile sizin filmden uzaklaşmanızın önüne geçilmiş. Film en durağan noktalarındayken bile alttan gelen gıcırtılı merak uyandıran ve kimi zamanda geren sesler sizi filmin içinde tutuyor. film imdb puanını hak ediyor bende olsam bu filme 7 puan verirdim.

Okuduğunuz için teşekkür eder bir sonraki yazımda görüşmeyi temenni ederim.

NE BU BLOG KARDEŞİM?

Merhabalar yine ben Murat KOÇAK

Belki başka bir blogda karşınıza çıkmışımdır belki de çıkmamışımdır. Genelde oyun dizi film ile geçen hayatımda bir dizi birşeyler yapmaya çalıştım ama hiç birisine devam etmedim.
Evet başladığım şeyleri bitirmekte zorlanıyorum yada devamını getirmekte. Çok çabuk sıkılıyorum. Umalım da bu sefer böyle olmasın ve bir dalda tutunayım.

Bu bloğu açma amacım çok fazla film izliyorum ve kendi kendime ya şurası şöyle olsa daha iyi olmaz mıydı? yoksa şurayı nasıl atlarlar ohaa yani mantıksızlığa bak gibisinden kendi kendime yaptığım yorumlardan artık sıkılmış olmam. Kendi kendime yaptığım yorumların kimseye ne bir faydası var nede eğlenceli bir kısmı. En azından kendimi rahatlatmak için bunları yazsam ya dedim.
eee nereye yazacaktım bunları bilgisayarımda zaten yüzlerce boş boş yazdığım yazılar hikayeler varken yine boş bir doc. dosyası açıp boştan yere mb'lar harcayıp hiç bir işe yaramayacak çalışmalar yapmaktansa bunları bir blogta toplayım, bakarsın birileri beğenir yada birileri aaa adam doğruları söylüyor bende öyle düşünmüştüm der. Yada tam tersi ulan adam mantığı anlamamış bu ters mantıklı bir film filan der bende anlamamış ve zevk almamışsam anlar ve zevk alırım.

Zaten filmler oyunlar diziler hepsi zevk almak için değil midir?

Hiç düşündünüz mü bir gün? Acaba bu etkinlikler zaman kaybı mı diye?
Belki insanlar bunu EVET olarak cevaplayabilirler ama bence öyle değil. İnsan her zaman kendini geliştirmekle meşgul olamaz. her an düşünüp duramaz neler yapsam ilerlemek için diye.  Bazen ilerlemek için düşünmek değil izlemek gerekir. Görmek gerekir ufkunu genişletmek için ilham almak gerekir. Dizi film oyunlar bence yeni çağın kitapları. Üstelik kitaplar gibi kendi doğrularını size dikte etmekten de aciz. siz istediğiniz yerde hem görüp gem eleştirebiliyorsunuz. Kitaplarsa bence öyle değil insanlar kitaba odaklandıklarında yazarın doğrularını kabulleniyorlar. Onlar ne derse o doğruymuşcasına alınıyor ve içselleştiriliyor. Cemaatlerin tarikatların grupların beyin yıkama aracı olarak kullandıklarını düşünüyorum kitapları.

Neyse asıl amacımızdan kopuyoruz gibi gördüm kendimi bir an. Buradaki amacım sizlerle birlikte "Tabi eğer okuyan olursa" :D izlediğim filmlerin ardından yorumlarıma eleştirilerime burada yer vermek paylaşmak öğrenmek.